Haydi el ele

Hedefleri ve düşünceleri ile gençlere örnek olmuş Sanatçı ve tiyatro kişiliği ile tanıdığımız Levent KIRCA ile sohbetimiz

Toplumsal değerleri Savunan ve her fırsatta halk için varım diyen, Hedefleri ve düşünceleri ile gençlere örnek olmuş; İstanbul Büyük şehir Belediye Başkan adayı Levent KIRCA beyi yerinde ziyaret ettik.

Hedefleri ve düşünceleri ile gençlere örnek olmuş Sanatçı ve tiyatro kişiliği ile tanıdığımız Levent KIRCA ile sohbetimiz

-Öncelikle bu yoğunluğunuzda bize zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederiz. İlk olarak tiyatro ve sanat hayatınızla başlayalım. Nasıl başladı bu serüven?

Beni sanatçı ve tiyatrocu olarak tanıyorsunuz. Öyle tanımaya da devam edin. Ne olursam olayım partinin de önemli bir elemanıyım işçi partisinin çok da saygı duyduğum bir parti burası ama burada da sanat kollarındayım. Sanat benim 50 yılımı verdiğim meslek. Benim için çok anlamlı ve değerli. Ben 1965 senesinde tiyatroya başladım. Devlet Tiyatroları bir sınav açmıştı Maltepe Komedi de tesadüfen gördüm ilanı. O güne kadarda hevesimiz vardı ulan bizden bir şey olur mu diye. O sınava girdim. Çok büyük isimlerin karşısında sınava girdik. Bayağı bir giren olmuştu sınava. Bende girdim ve kazandım. Ondan sonra tiyatro serüveni başladı açıkçası. Hiç ara vermeden çok çalıştım ve çok sevdim bu işi. Hayatımın anlamı diyebilirim. Çünkü benim için sanat bir ibadethanedir bunun için saygıyla sevgiyle çalıştım. Üniversitelerde hocalık yaparken tiyatro konusunda, öğrencilerin sırf o dersi almak için orada oturuyor olmaları nedeniyle hocalığı da bıraktım. Çünkü bizi için bir ibadethaneydi sanat. Ustalarımızın gözünün içine bakardık, gençlerde saatlerine bakıyor bitse de kaçsak gibi. Maltepe Komedi tiyatrosu adı altında o zaman Cüneyt Gökçen yönetiminde rahmetli hocam, Son İstasyon isimli bir drama oynuyorduk ama ben hep güldürüyordum milleti. Bazı arkadaşlarımda hocam bizi güldürüyor deyince hoca da bir gün dedi ki bakayım nasıl güldürüyorsun. Seyretti, sonra dedi ki; kastı bir şey yok adamın bir sempatisi var. Ondan sonra ben komediye doğru bir dönüş yaptım. Devlet tiyatrolarında üç beş oyunda oynadıktan sonra, Ankaradaydım o yıllarda Orhan Elçin tiyatrosu gelmişti beni istemişti. Ama Cüneyt hocam bana müsaade etmedi bana. Bende dedim hocam ben oynamak istiyorum, paraya da ihtiyacım vardı o yıllarda. Orhan Elçin’den, halk tiyatrosunu ve komedi oyunculuğunu öğrenmişimdir. İnanılmaz bir ustaydı Allah rahmet eylesin. Bir üç sene de onunla çalıştım. Sanatçı olarak yetiştiğimi hissettiğimde artık politik tiyatroya geçtim.. Sanatçı olarak düşünen, okuyan, bir şey söyleyen toplumun sorunlarına hizmet eden bir oyun türü seçtim ve yıllarca öyle de sürdürdüm. 1968 yılında devletin televizyonu kurulduğunda hepimiz oradaydık ve ben aynı gün orada çalışmaya başladım. Kukla oynattım, seslendirme yaptım, çocuk programlarında oynadım. Türkiye’nin ilk Nasreddin Hocasıyım ben. Çünkü Türkiye’de o zamanlar kimsenin umurunda değildi ama ben çok altını çiziyordum, Nasreddin Hoca mizahı Türk mizahının tabanı aynı zamanda. Meddahlık, orta oyunculuğu, geleneksel Türk tiyatrosu ihtisasım bunlar üzerine. Sonra televizyonda pek çok program yaptım.1974’te Enis Fosforoğlu ile birlikte, “Siz olsaydınız ne yapardınız?” diye bir program yaptık. Bu ilk interaktif programımızdı. Yani bir yere kadar biz oynayıp bir yerden sonrasını seyirciye soruyorduk. Seyirciden gelen cevaba göre oynuyorduk. Ankara’da yasaklanmıştı program. 1975’te İstanbul’a geldim buradaki televizyon daha özgürdü o zaman. O oyunun başka bir versiyonunu oynadık. Seyirci bize mektup yollardı bizde oyunun devamını öyle getirirdik. Sosyal içerikli bir program yaptım “Sağlık Olsun” çok tuttu ama o da yayından kaldırıldı. Turgut Özal yönetiminde TRT’nin yöneticileri değişti. “Olacak o kadar” programına ilk TRT’de başladık. Topu topu 24 bölüm sürdü ve tekrar yasaklandı. Bende kadroyu bozmadım ve “Gereği Düşünüldü” diye bir müzikal yaptım. Türkiye’deki adliye ve mahkemelerin durumunu anlatan bir müzikaldı. Daha sonra özel televizyonların kurulmasıyla “Olacak o kadar” Star’da tekrar yayına başladı. Star’da başlayan Olacak o kadar programı tam 21 yıl devam etti.  Bu arada müzikallere devam ettik. Tiyatromuz devam ediyor hala. Politik oyunlar oynuyorum. Geldik günümüze.

-Olacak o kadar yıllarca sürmüş bir sit-comdu. Oradaki tiplemeleri nasıl yazıyordunuz? Tamamen sizin ürününüz mü yoksa insanlardan aldığınız özellikler var mı?

Toplumdan gözlediğimiz şeylerdi tabi ki onlar. Mizah çok önemli bir şey. Mizah bir silah aslında, zayıfın güçlüye karşı olan bir silahı. Onun için mizahı bu nedenle yasaklıyorlar. Mizah hem eğitir, hem taşlar. Halbuki Türk mizahı dünyada bir numara olan bir mizah. Halımız, kilimimiz, lokumumuz gibi. Acı çekmiş toplumun mizahı çok önemli bir mizah.

-Siyasete girişinizden bahsedelim biraz. Neden İşçi Partisi?

Ben Ankara’da tiyatro yaparken de Dev-Genç üyesiydim. O zamanda başında başkanımız Doğu Perinçek vardı. Başka parti yok bence. İşçi partisinin ideolojisi, yapısı tamamen benimle örtüşüyor.

-Eminim ki İstanbul hakkında pek çok projeniz var. Ama bizi ilgilendiren en önemli projelerden biri engellilerle ilgili olanı. Planlarınız nelerdir? Dinleyebilir miyiz?

Şimdi engelliler için olanları bizim listemizin başında. Onu özellikle vurgulayayım. Ama biz kafamıza göre işler yapmak peşinde değiliz, ne kadar engelli derneği, sendikası, kuruluşu varsa hepimizin bir araya gelip, sizlerle işbirliği içerisinde olup kaldı ki bir sözleşme yapıp imza bile atabilirim bu engellilerin sorunlarını kendi ağızların ve sizlerden dinleyip ne yapılması gerekiyorsa o doğrultuda yapmaktan yanayım. Ben yıllar önce 1979 senesinde İstanbul’da bir engelliler tiyatrosu yaptım. Sadece engellilerin oynadığı. Her çeşit engelli vardı. Kimi kör, kimi sağır kiminin belden aşağısı yok. Onlara “Tozlu Çizmeler” adlı bir oyun oynattık Atatürk’ün, Kurtuluş Savaşı yıllarını anlatıyordu. Çok ses getirdi, kıyamet koptu. Orada amacım; dikkat çekmekti. Bir kör gören birini oynuyordu. Sağır ve dilsizler oyunun içinde danslar yapıyordu yani inanılmaz bir çalışmaydı. Yani engellilerle doğrudan bağlantılarım hep oldu. Bu tiyatro oyunundan sonra o zaman Hürriyet Gazetesi’nin başında Erol Simavi vardı. Beni arayıp kutlamıştı ve onlara çok ciddi bir yardımda bulunmuştu o zamanlar. Bizim istediğimiz siz genç arkadaşlarımızla bir araya gelerek engellilere doğrudan yardım etmek. Engelliye yol yapalım, otobüs yapalım bunlar sorun değil, daha somut daha gözle görünen bir şeyler yapmak lazım. Bu konuda da sizlerle çalışmak istiyoruz. Gerekirse bu konu da bir sözleşme dahi imzalamaya hazırız. Bizim ön planda tuttuğumuz dört başlığımız var; birisi engelliler, birisi yaşlılar, kadınlar ve çocuklar. Benim gördüğüm kadarıyla şu anda engelli için yapılmış hiçbir şey yok. Biz sizin her zaman yanınızdayız. Çünkü belediyenin çok ciddi bir bütçesi var. Ve bunu değerlendireceğiz. Ekip olarak parti olarak çok farklı bir bakışımız var. Dünyanın engelliye en ciddi hizmet verdiği bir şehir olabilir İstanbul.

-

- Toplumsal değerlere sahip çıkan projemizin, üniversite öğrencilerinin katılacağı bir makale yarışması düzenleyecek. Bu makalenin konusu farklılaşma olacak. Onlardan farklılaşmanın ne demek olduğunu öğreneceğiz. Örneğin: bir engelli diğer insanlara göre farklı mıdır? Bu sebepten dolayı toplumda ortaya çıkan durumların tartışılacağı bir makale yarışması olacak. Siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu tür yarışmalar gençlerimizi daha bilinçli olmaya iter mi?

 Bence çok akıllıca. Beni de jüri üyesi yaparsanız beraber seçeriz. İlgi çekebilir. Bir de kısa metrajlı bir film yarışması yapın. Elinde ne varsa. Fotoğraf makinesiyle fotoğraf çeksin, telefonuyla video çeksin onları da göndersinler. Orada da jüri üyesi olurum.

-Eklemek istedikleriniz.

Bir kere sağlıklı ve genç insanlar olarak bu işe kafa yormanız ve engellileri düşünüyor olmanız bence çok büyük bir hizmet. Ben size kendi adıma teşekkür ediyorum. Bizde yanınızdayız. 

facebookta paylaş