Haydi el ele

EĞER BİR ENGELLİYİ DÜŞÜNEMİYORSAN SEN DÜŞÜNCE ENGELLİSİN!

Oyuncu-Senarist-Yönetmen olan Sevgili Bilge Sinan Hanım ile Engellilerimiz ve projemiz ile bir röportaj gerçekleştirdik

EĞER BİR ENGELLİYİ DÜŞÜNEMİYORSAN SEN DÜŞÜNCE ENGELLİSİN!

Oyuncu-Senarist-Yönetmen olan Sevgili Bilge Sinan Hanım dergimiz için ilk söyleşimizi gerçekleştirdik. Bilge Sinan çektiği kısa filmlerde birden fazla toplumsal değeri bir arada işlemeye çalışıyor. Görsel bir bilginin diğer her türlü bilgiden daha önemli olduğunu vurgulayan Sinan, kısa filmlerinde de vicdanlara seslenmek için engelli kavramını çok güzel anlatıyor. Engelliyi düşünüp onun için bir şeyler yapan Bilge Sinan’a teşekkürlerimizi sunuyoruz.

 

 1-Öncelikle sizi biraz tanıyalım. Tiyatro ve sinema geçmişinizden bahsedelim. Ve yönetmenliğinizden…

HAK VERİLMEZ ALINIR.

 Aslında ben 1993 yılında Ankara Üniversitesi Tiyatro bölümünü kazandım. Babam yollamadı. Benim kızım tiyatrocu olamaz dedi.  Tabi, Karslı bir ailenin kızı olduğum için bizde belirli kurallar vardır.  İşte bu durum öyle kaldı. Sonra ben stilistlik okulunu okudum. Stilistlik yapmak istedim. Birçok işlerde çalıştım ama hani, derler ya sevmediğim işlerdi bunlar… Mutsuz oluyordum.  Saatlerce masa başında oturup telefonlara bakmak benim işim değildi. Hep böyle içimden ben bir şey üretmeliyim,  bir şeyler yapmalıyım, bir şeyler sunmalıyım insanlara… Hep içimde bu duygular vardı. Sonra bir gün babama inat gittim, İzmir’de bir tiyatroya girdim. Tabii babam kızıl-kıyamet. Ama ben hep şuna inanırım; hak verilmez alınır. Ben babamı dinlemezdim. Babam akşam bana kızardı; -Yarın tiyatroya gitmek yasak babam uyudu ben çıkardım akşam gelirdi bir ton azar ben tiyatroya böyle başladım. 7 yıl aralıksız çocuk oyunu ve büyük oyunu oynadım. Sonra kendime bir gün soru sordum; - Bilge senin dünyada olmak istediğin meslek nedir?  -Oyunculuk! O zaman yerin İzmir değil İstanbul. Bir gecede karar verip atlayıp İstanbul’a geldim. Doğru düzgün para yok pul yok ev tuttum. Eşya yok iki tane sandalye, ranza… Neden? Ben oyunculuk yapacağım. Sonra hani derler ya garip kuşun yuvasını Allah yaparmış misali… Birçok şey ilerledi. Oyunculuk için kim ne derse kim nereye çağırırsa oraya gidiyorum. Canlandırmalar yaptım. Sonra bana çalıştığım yönetmenler dediler ki; Bilge çok iyi oyuncusun aç kal susuz kal ama ne bölüm oyunculuğuna gel ne canlandırmalara harcanırsın. En iyisi sen büyük projelerde devamlılık olan ana rollerde oyna. Bende yönetmenlerin sözünü dinledim. Ama işsiz kalınca rejide çalışayım dedim. 2 yıl rejide çalıştım. Sonrada televizyonlarda yönetmenlerin açılarını, ışıklarını eleştirmeye başladım.  Sonra bana bir gün dediler ki; yönetmenliğe yakışıyorsun bir kısa film çek, “Yazık” adlı kısa filmim öyle oldu. Arkasından “Yazık” çok beğenildi diye bir beyefendi bana destek çıkıp ikinci kısa filmi de çek deyince bende “Çocuğun rengi umut” isimli kısa filmimi çektim.

 

2-Çocukken sizin umudunuz ne idi” ve  “Yazık” adlı kısa filminizde engellilerin sokakta çalışmasını ve ortaya çıkan acıma duygusuyla birlikte diğer insanların onlara olan bakış açısını ele almışsınız. Sizce bu durum nasıl aşılabilir? Yani devlet engellilerin sokakta çalıştırılmasını ya da çalışmasını önlemek için ne gibi önlemler alabilir? Ve insanlar onlara acımaktan nasıl vazgeçebilir?

EĞER BİR ENGELLİYİ DÜŞÜNEMİYORSAN SEN FİKİR ENGELLİSİN!

Bir kere acıma duygusu zaten insani bir duygudur. Fakat acıma duygusunda şöyle de bir gerçek varmış, kibir varmış acıma duygusunda. Aslında bu birazda eğitimle alakalı bir şey. Şunu insanlarımız hala algılayamıyor; her sağlıklı insan bir engelli adayıdır. Yani ben bugün burada sağlam oturuyorum ama yarına sağlam olacağımın bir garantisi yok. Ama insanlar bunun bilincinde değil. Acıma duygusu eğitimle aşılabilecek bir durum. Ve halkı bilinçlendirmek gerekir. Yani o insana acıyacağına yapabileceğim destek nedir?  İş olanağı mı? Devlette bunu yeni yeni yapmaya başladı ama yine de tam değil.  Maaş bağlanmalı. Engelli tanıdıklarım var benim. Maaşı da yok işi de yok. Buna ciddi ciddi yatırım sağlaması lazım.  Sağlıkta, her alanda. Örneğin bir engelli kampı var mı? Yok. Ama olmalı. Her şeyden önce devlet sahip çıkmalı çünkü devletin insanısın. Benim kulaklarım duymuyor olabilir ama ben gidip denize girebilmeliyim, dinlenebilmeliyim.  Eğer bir engelliyi düşünemiyorsan sen fikir engellisin! Eğer sen ben devlet düşünemiyorsa o zaman hepimiz engelliyiz.  Sen engelliyi yadırgamayacaksın çünkü sende fikir engellisin.  Metrolardaki ve yollardaki sarı çizginin ne işe yaradığı artık herkes biliyor. Adamın biri oraya arabasını park etmiş. Çizginin tam ortasına. Diyorum ki; Arkadaş o çizginin ne olduğunu biliyorsun neden park ediyorsun?  - Yav kaç saatte bir kör geçecek ki diyor! Ona bir ceza verilmeli. Trafik kurallarına koy bir kural bak bakalım o çizginin olduğu yere bir daha arabasını park edecek mi!  Ne otobüsler ne de metro engelliler için kullanışlı değil.  Yani açıkça diyorlar ki, onlar sokağa çıkmasın onlar gezmesin. Onlar bizim içimize girmesinler. Halkın bu konu da cahil ve duyarsız olduğunu düşünüyorum. Devlet önemsese halk da önemseyecek.

 

3-Sizce bu konu hakkında çekilen filmler insanların duygularına hitap ederek bir farkındalık mı oluşturuyor? Bu farkındalık sayesinde hem insanlar bilinçleniyor hem de bazı kurum ve kuruluşlara yardımlar artabiliyor diyebilir miyiz?

BİR KİŞİYİ KAZANMAK BİN KİŞİYİ KAZANMAKTIR!

 Bu tür filmlerin bilinçlendirdiğini düşünüyorum. Bu yüzden filmlerimde de mesajlar vermek istedim.  Bir duygu karmaşası yaşatmak istedim. Çünkü onların hayatı zor. Mesela ben çok olumlu mesajlar aldım filmlerimden sonra.  Ben her zaman şunu söylerim; Bir kişiyi kazanmak bin kişiyi kazanmaktır!  Vakıflara yapılan yardımların bu filmlerle daha da arttığına inanıyorum. Çünkü görsellik çok önemli.  Okuduğunuz bir şeyi belki bir zaman sonra unutursunuz ama gördüğünü bir şeyi eğer etkilendiysen unutman çok zor.  O yüzden bu tür şeylerin faydası olur.

 

4-İlerleyen günlerde yine engellilerle ilgili bu tarz çalışmalarınız olacak mı? Varsa nelerdir biraz açıklar mısınız?

UZUN METRAJLI FİLM ÇALIŞMALARIM SÜRÜYOR.

Artık kısa film çekme düşüncem yok. Ama uzun metraj sinema filmi çekmeyi düşünüyorum.  Komedi filmi olacak, şimdi onun hazırlığındayım.  Fakat şöyle de bir şey var, ben bu filmleri çektim sayfayı kapattım değil. Yapabilirim, başka bir konuya değinebilirim belki uzun metraj bir filmde.  Toplumda var olan her şeyi filmlerde işlemek isterim aslında. Benim içimi acıtan bir mevzu var aslında çocuğa şiddet. Kadına şiddetten çocuğa şiddete değinemiyoruz. Aslında en kötüsü o.  Çocuk toplumun ve devletin geleceği o yüzden onlara sahip çıkmamız gerekiyor. Bunları işlemek istiyorum filmde. Toplumun yaralarına parmak basacağım. Son olarak şunu söylemek istiyorum;  düşünce engelli olmayalım. Olmayalım ki herkes daha iyi şartlar altında yaşayabilsin.

facebookta paylaş